jump to navigation

‘Know-where’: 21. Yüzyılda E-Öğrenmeye Radikal Bir Yaklaşım (*) Temmuz 31, 2007

Posted by uzaktanegitim in e-öğrenme, e-learning, teorik.
trackback

Bilgi kavramı ekonominin gelişimine bağlı olarak 21. yüzyılda radikal bir değişime uğramıştır. Bunu kavrayan e-öğrenme sistemleri başarılı olacaktır. Buna uygun bir yaklaşım geliştirmeyen sistemler ise ne kadar gelişmiş bir teknoloji kullanırlarsa kullansınlar uzun vadede başarısızlığa mahkumdurlar. “Eğitim, hayat boyu eğitimdir” fikri ise bir başka düşünceyi vurgulamaktadır: Bir e-öğrenme projesi zamansal ya da mekansal olarak kısıtlanamaz.

Yukarıdaki gerekçelerden ötürü bir e-öğrenme uygulaması ‘know-where’ kavramını içselleştirmiş ve uygulamaya geçirmiş olmalıdır. Bu kavram bilginin ‘know-what’ ve ‘know-how’ aşamalarından sonra gelen aşamasıdır. Bilgi artık biriktirilen statik ham veriden çıkmış, nerede olduğu bir kez tespit edildikten sonra entegre şekilde kullanılacak halde tutulan bir varlık haline dönüşmüştür.

Bilgi kavramı bir kez böyle tanımlandıktan sonra öğrenme de buna göre yeniden tanımlanmalıdır, dolayısı ile ‘öğrenme’ artık aktörler, kaynaklar ve diğer aktörler arasındaki bağlantıların şartlara uygun şekilde oluşturulması, güçlendirilmesi yahut zayıflatılması demektir. Bu tanım başarılı bir e-öğrenme yapısını mimarisini getireceği gibi insan beynindeki en temel öğrenme mekanizmalarına da paraleldir.

Bu makalemizde bilginin doğasını ‘bağlantıcı’ (connectivist) çerçevede tanımladıktan sonra bununla bağlantılı olarak bir e-öğrenme sisteminin sağlaması gereken kriterleri ele alacağız. Bu yeni perspektifin ne kadar avantajlı olduğuna dair argümanlarımızı ortaya koyduktan sonra mevcut e-öğrenme sistemlerinin dezavantajlarını belirteceğiz.

Bilgi Nedir?

Bir e-öğrenme sistemi üç ana bileşenden oluşur: Bilgi, öğrenme ve kültür. Bundan ötürü e-öğrenme bağlamında modern bilgi kavramını tanımlamakla başlayalım. Modern ve başarılı bir e-öğrenme sisteminde kullanılacak olan bilgi türü ‘know-where’ şeklindeki bilgidir. Bunun diğer bilgi türlerinden farkını kavramak için ‘know-what’ ve ‘know-how’ kavramlarına bakmakta fayda var.

‘Know-what’ kavramı ‘tanımlayıcı bilgi’ (ya da önermeler bilgisi) olarak da ele alınabilecek deklaratif bilgi türüdür. Bu tür bilginin içeriğini belli bir uzmanlık alanına dair açık, genel ve mantıksal önermeler ile birbirlerine bağlanmış veriler oluşturur. Tıpkı satranç ya da GO oyununda veya ekonomik modellerde olduğu gibi biçimsel bir bilgi söz konusudur ve mantıksal çıkarım yöntemleri ile yeni bilgiler edinmek mümkündür.

‘Know-how’ kavramı ise prosedürel bilgi türüdür ve ‘know-what’ kavramından bir göreve doğrudan uygulanabilirliği ile ayrılır. ‘Know-how’ şeklinde bilgiye sahip olan biri söz konusu uzmanlık alanına dair teorik bilgi sahibi olmasa da birtakım prosedürleri uygulayabilecek durumdadır. Bu bilginin doğası endüstri ve teknoloji devrimleri ile alakalıdır. Kişinin ya da kurumun birincil amacı araştırma geliştirme değil ise ‘know-how’ türü bilgi kolayca edinilebilen ve uygulanabilen bilgi olarak gündeme gelecektir.

‘Know-where’ kavramı yukarıda tanımlanan iki kavramın devamıdır ve modern bir e-öğrenme sisteminin ana teması olmaya adaydır. Bu kavramın önemi günümüzdeki bilgi miktarının yükselen bir ivme ile çoğalması ve statik bir veri türünden çıkıp bir kez nasıl ulaşılacağı tespit edildikten sonra gerektiğinde kullanılabilecek şekilde saklanması gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Bu kavramla bağlantılı bir diğer kavram da ‘bilginin yarı ömrü’ kavramıdır (Knight, 1997). Radyoaktif maddelerin kendi kendilerine ışıma yolu ile yok olmalarını çağrıştıran bu kavram, özellikle endüstri ve iş süreçleri, yazılım eğitimi, spesifik profesyonel ve teknik yeteneklerin geliştirilmesini hedefleyen e-öğrenim sistemlerinde gündeme gelmekte ve aktarılmaya çalışılan bilginin uzun vadeli değil, kısa sürede yerini başkalarına bırakacak türden bir bilgi olduğunu anlatmaktadır.

Öğrenme Nedir?

Öğrenme, bir e-öğrenme sisteminin en önemli ikinci temel bileşenidir.

Ancak maalesef bu etkileşimli bileşen aynı zamanda pek çok somut e-öğrenme sisteminde hak ettiği önemi elde edememektedir ve teknolojik bakış açısının kurbanı olmaktadır. Durumu daha iyi anlamak için klasik eğitim yöntemine bakmakla başlayalım. Klasik modelde bir üniversite ya da kolejde öğrencisinizdir. Fiziksel bir binaya gider, belli saatlerde derslere girer, öğretim görevlisini dinler, belki diğer öğrencilerle tartışır, not tutar ve sınava girip geçmeye çalışırsınız. Bu adı geçen özelliklerin klasik öğrenme yöntemlerinin dezavantajları olduğu belirtilir. Ancak bunu iddia edenler çok önemli bir noktayı gözden kaçırmaktadırlar: Bu dezavantaj olarak sıralanan özellikler klasik modelin temel özellikleri değil kazara olagelmiş olan özellikleridir. Bu ne demektir? Bu özellikler temel ve mantıksal olarak zorunlu olan özellikler değildir. Var sayalım ki eviniz üniversiteye iki adım uzaklıkta olsun. Öğretim görevlilerinin sayısı da o kadar çok olsun ki istediğiniz zaman istediğiniz birinden özel ders alabilin. Yine o kadar zengin ve esnek bir okul olsun ki kendi sınav günlerinizi belli bir aralıkta yine kendiniz belirleme imkanına sahip olun.

Şimdi yukarıdaki paragraftaki son birkaç cümleyi dikkatlice okursanız klasik modelin dezavantajları olarak addedilen şeylerin aslında o modelin zorunlu özellikleri olmadığını görebilirsiniz. Maalesef pek çok e-öğrenme sistemi naif bir teknolojik bakış açısı ile geliştirilmekte ve tam da bu bahsedilen özellikleri avantajlara dönüştürmeye çalışmaktadır. Oysa hiç de zorunlu olarak ortaya çıkmamış olan bu klasik özellikleri alıp bunların yerlerine teknolojik muadillerini koymak ile bir e-öğrenme sistemi gerçek avantajlarına kavuşamaz.

Bu meselenin önemini başka bir şekilde vurgulamak için video kayıt teknolojisi ile tiyatro sanatını birleştirdiğimizi düşünün. ‘Sinema’ dediğimiz olgu, bir tiyatro eserinin video kaydı demek değildir. Film yapımcılığı tamamen kendine özgü kuralları, teknikleri ve araçları olan bir sektördür. Yeni teknolojilerin çıkmakta olan içkin özelliklerinden faydalanmadan, sadece eski malzemeyi yeni araçlarla sayısal ve elektronik platformda sunmaya çalışmak en iyi ihtimalle gerçek potansiyeli açığa çıkarmamaya, en kötü ihtimalle de geçmişin dezavantajlarını tekrar etmeye yol açacaktır.

Bu yüzden iddiamız odur ki gerçek rekabet avantajı elde etmek için bir e-öğrenme sistemi klasik bir öğrenme sisteminin kazara ortaya çıkmış özelliklerini biraz modifiye ederek değil birtakım temel, yeni ve farklı özellikler ortaya koyarak hareket etmelidir.

Bağlantıcı Perspektife Göre E-Öğrenme

‘Know-where’ kavramını açıklığa kavuşturduktan ve asıl avantajın klasik özellikleri yeni teknolojilere taşımaktan ibaret olmadığını örnekleri ile açıkladıktan sonra bağlantıcı (‘connectivist’) perspektif açısından bir e-öğrenme sisteminin en önemli özelliklerinden bahsedeceğiz. Modern bir e-öğrenme sistemi öğrencileri ekonomik etmenler (agents) olarak görür. Bu etmenler öğrenme çalıştıkları uzmanlık alanında açık, sembolik ve bütüncül bilgiye sahip değildirler. Böylece öğrenme etkinliği bu etmenler, kaynaklar ve diğer etmenler arasındaki bağlantıların kurulması, güçlendirilmesi ya da duruma göre zayıflatılması anlamına gelir.

Basitçe söylemek gerekirse bağlantıcılık

… kaos, şebeke, karmaşıklık ve kendi kendine organizasyon teorilerindeki prensiplerin bir araya getirilmesi demektir. Öğrenme temel öğelerin sürekli kaydığı bulutsu bir ortamda gerçekleşir — tamamen bireyin kontrolünde değildir. Öğrenme bizim dışımızda yer alabilir, belli bilgi kümelerinin bağlantılandırılmasına odaklanmıştır ve daha çok öğrenmemizi sağlayan bağlantılar mevcut mevcut bilgi durumumuzdan daha önemlidir (Siemens, 2004)

Yukarıdaki tanım mikro ve makro ölçekteki iki gerçekten esinlenmiştir. Makro kısmı gerçek iş dünyasında kullanılan ve kısa yarı ömürlü bilgi ile bağlantılıdır. Mikro kısım ise karmaşık biyolojik sistemlerde bilgi kullanma ve problem çözme ile bağlantılıdır. Birkaç örnek için insan beynindeki sinir sistemine ve karınca kolonilerinin optimizasyon yöntemlerine bakılabilir. Birinci yapıda basit etmenler (nöronlar) diğer etmenlerle bağlantı halindedier. Bu bağlantıları dışarıdan sisteme giren sinyallere göre kurulur, güçlendirilir ya da iptal edilir. Böylece sistem yani nöronlar bütünü bilgiyi depolar ve düzenler (Siemens, 2006). İkinci örnek yani karınca kolonisi optimizasyonu ise doğadaki en güzel kaynak ayırma çözümlerinden biridir. Bir karınca kolonisindeki hiçbir karınca tüm çevreye dair açık seçik ve bütüncül bilgiye sahip değildir. Yine de kolonin ihtiyacı olan yiyecek kaynaklarına ulaşacak en kısa yolu bulmak için gerekli adımları atacak ‘know-how’ ve ‘know-where’ bilgisine her karınca yani her etmen (agent) sahiptir. Bu doğal sistemler pek çok akıllıca mühendislik çözümüne ilham kaynağı olmuştur, dolayısı ile geçmişte sahip olduğumuz bilgiyi gelecekteki e-öğrenme sistemleri için de kullanmakta fayda vardır (Dorigo ve Stützle, 2004).

Bir kez bu bağlantıcı, etmen tabanlı e-öğrenme çerçevesi prensip olarak benimsenirse yukarıdaki prensiplerden yola çıkarak somut örnekler geliştirmek mümkün olacaktır. Çok basit birkça örnek vermek gerekirse:

  • Wiki tarzı işbirlikçi proje ödevleri gerçekleştirilebilir. Bu bir tür etmeni değiştirici deneyime yol açacaktır. Bu örnek klasik modelde, birkaç öğrencinin birlikte proje yapmaları ile karıştırılmamalıdır. Bu tür bir işbirliği ancak çok sayıda insan bir araya gelince ve sahtekarlığı engellemek için herkesin katkısı otomatik olarak ölçülebilince mümkün olacaktır.
  • Yeni ders içerik sayfaları etmenleri eylemleri ile dinamik olarak değişebilir. Ders içerik sayfasının esas ve temel kısmı aynen korunsa da sayfanın detayları, yayılımı, vs. etmenlerden gelecek geribeslemeye göre otomatik olarak kendini güncelleyebilir. Bu tür bir mekanizma da yine çok sayıda öğrenciyi var saymaktadır.
  • Harici kaynakların adaptif kullanımı. Sistem sürekli bazı yerlerden RSS ve RDF verisi çekip bunu ders içeriği ile entegre edebilir. Bir kez bu otomatik entegrasyon başlayınca e-öğrenme sisteminin içindeki etmenler yani öğrenciler bunu şekillendirebilirler.
  • Eğitime ve sosyal bağlantı kurmaya yönelik blog üretimi. Eğitimciler ve öğrencilere çok basit bir blog sistemi sunulabilir. Buradaki kritik nokta insanları blog yazmaya, düşüncelerini diğerleri ile paylaşmaya ikna etmektir. Bu ders notlandırmasının bir parçası haline getirilebilir ancak gerçek avantaj insanların birbirleri ile bağ kurmasında yatmaktadır. Basit bir blog tek başına çok şey ifade etmeyebilir ama e-öğrenim öğrencilerinin ve eğitimcilerinin blogları tek bir potada eritildiğinde ortaya klasik web forumlarından ya da e-posta listelerinden çok farklı, çok daha kişilik sahibi bir yapı çıkabilir ve bu daha yoğun ve kaliteli bir içerik üretimi anlamına gelebilir. Bu şekilde bağlantılı dinamik içerik üretimi yine öğrencilerin geribeslemeleri ile otomatik olarak şekillendirilebilir ve konuya daha odaklı olmalarını sağlar.

Aslında bu kavramların temel teknolojik kökleri Web 2.0 fikrine dayandırılabilir (O’Reilly, 2005). Buradaki ana tema kitlelerin bilgeliğine güvenmek ve içeriği manipüle etmelerine izin vermektir Surowiecki, 2005). Tabii ki uzakten eğitim ve e-öğrenme bağlamında bu tür karmaşık sistemler geliştirilirken çok daha fazla dikkat sarf edilmelidir çünkü ana amaç hala aynıdır: Öğrencilere bir şeyler öğrenmeleri ve mevcut bilgi seviyelerini değerlendirmeleri için yardımcı olmak.

Kültür Nedir?

Kültür, paylaşılan, sosyal olarak öğrenilmiş bilgi ve davranış örüntülerinin bir bütünü olarak tanımlanabilir (Bailey ve Bailey, 2000). Bu tanım e-öğrenme için kullandığımız bağlantıcı çerçeve ile uyumludur yani bilgi sosyal olarak öğrenilir, dolayısı ile bağlantıların kurulması ve güncellenmesi anlamına gelmektedir. Kültür ile bağlantılı ve bağlantıcı çerçeveye ilişkin bir başka önemli terim ise ‘kültürlendirme’dir (enculturation):

Bir kültürü öğrenmek — kültürlenmek — kısmen açık olarak gerçekleşse de büyük ölçüde içsel ve kapalı olarak gerçekleşir. Açık olan kısım kitaplara konabilen, seminerler ya da dersliklerdeki dersler aracılığı ile öğretilebilen kısımdır. Kültürün büyük bir kısmı ise emilim yolu ile gerçekleşir yani zaten o kültürün bir parçası olan insanlarla yaşayıp onlarla birlikte hareket ederek. Hiçbir kitap bunun yerini tutamaz. Ancak bir kitabı bir tür hazırlık aşaması, zamandan kazanma aracı olarak kullanmak mümkündür (West, 2004).

Kültür edinme ile ilgili bu önemli noktalar sadece e-öğrenme içn değil her türlü öğrenme süreci için çok dikkat edilmesi gereken noktalardır. Bu yüzden de bir e-öğrenme veya uzaktan eğitim sistemi de doğal ya da ‘fiziksel’ insan toplulukları için geçerli olan kültüre dair bu özellikleri göz önünde bulundurmalıdır.

Sonuç

Bu makalede modern e-öğrenme sistemleri bağlamında bilgi ve öğrenme kavramlarını tanımlamaya çalıştık. Bağlantıcı e-öğrenme modelini ve ‘know-where’ türü bilgi tarzını ele aldık.

Bu kavramları mevcut küresel ekonomik talepler çerçevesinde meşrulaştırmaya çalıştık ve klasik okul sistemlerinin yüzeysel özelliklerinin sayısal ortama aktarılması sureti ile bir avantaj elde edilemeyeceğini vurguladık. Modern bir e-öğrenme sisteminin temel ve esas özelliklerini belirtip bunu Web 2.0 gibi yeni teknoloji trendleri ile birleştirmenin nasıl mümkün olacağına ışık tuttuk.T

Kaynaklar:

*: Bu makale Memduh Er ve Emre Sevinç tarafından İstanbul Bilgi Üniversitesi adına IODL ’06 için yazılmış “Know-where: A Radical Approach to E-learning in 21st Century” başlıklı makalenin kısaltılmış ve Türkçeleştirilmiş halidir.

Yazarlar hakkında:

Emre Sevinç: İstanbul Teknik Üniversi, Matematik Mühendisliği bölümünden mezun olan yazar kuantum kriptografi üstüne bitirme tezini yazdıktan sonra çeşitli firmalarda yazılım geliştirme uzmanı, danışman ve satış teknik destek görevlisi olarak çalışmış, 2000 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesine girmiş ve eMBA projesinde aktif görev almaya başlamıştır. Bunun yanısıra Boğaziçi Üniversitesi Bilişsel Bilimler bölümünde yüksek lisansını tamamlamıştır.

Memduh Er: İstanbul Teknik Üniversi, Matematik Mühendisliği (lisans) ve Boğaziçi Üniversitesi Felsefe (yüksek lisans) bölümünden mezun olan yazar çeşitli firmalarda yazılım geliştirme uzmanı ve danışman olarak çalıştıktan sonra 2000 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde çalışmaya başlamış ve halen eMBA ile MBAKanteen projelerini yönetmektedir.

Reklamlar

Yorumlar»

1. FZ Blogs » Yeni bir blog - ‘Know-where’: 21. Yüzyılda E-Öğrenmeye Radikal Bir Yaklaşım - Ağustos 1, 2007

[…] serüvenimiz ‘Know-where’: 21. Yüzyılda E-Öğrenmeye Radikal Bir Yaklaşım makalemiz ile başlıyor. Konu ile ilgili detaylı makaleler, e-öğrenme teknolojileri ve buna […]

2. Yeni bir blog - ‘Know-where’: 21. Yüzyılda E-Öğrenmeye Radikal Bir Yaklaşım « Onlineegitim’s Weblog - Ağustos 2, 2007

[…] serüvenimiz ‘Know-where’: 21. Yüzyılda E-Öğrenmeye Radikal Bir Yaklaşım makalemiz ile başlıyor. Konu ile ilgili detaylı makaleler, e-öğrenme teknolojileri ve buna […]

3. Mikroöğrenme ve E-öğrenme 2.0 « E-learning - Ağustos 8, 2007

[…] 1- ‘Know-where’: 21. Yüzyılda E-Öğrenmeye Radikal Bir Yaklaşım […]

4. FZ Blogs » 2008 Yılında E-Öğrenmeyi Şekillendirecek 9 Trend - Ocak 29, 2008

[…] Doğru Forum Soruları Oluşturma Modeli ve Teknikleri“. 3- Bu yönelimle ilgili olarak ‘Know-where’: 21. Yüzyılda E-Öğrenmeye Radikal Bir Yaklaşım başlıklı makalemize bakılabilir. […]

5. Online Educa Berlin 2008′in Ardından « E-learning - Ocak 2, 2009

[…] eğitim konusunun teorik yönüne de önem veriyor, bunu tartışıp anlamaya çalışıyoruz [1, 2, 3, 4, 5], bunun ışığında Online Educa Berlin’in sana görüşlerini geliştirmek ve […]


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: